Level 2 Level 4
Level 3

Durum veya Hal Bildiren Fiiler


86 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
belong to
ait olmak
This book contains many useful suggestions.
Bu kitap bir sürü yararlı tavsiyeler içeriyor.
That book belongs to me.
Şu kitap bana ait.
cost
mal olmak,(fiyat) etmek
I belong to İstanbul.
Ben İstanbul'a aitim.
Drinking water costs as much as petrol does.
İçme suyu petrol kadar pahalıya mal oluyor.
What party do you belong to?
Hangi partiye bağlısın?
How much do these shoes cost?
Bu gömlek ne kadar ediyor?
How much do these shoes cost?
Bu ayakkabılar kaça?
contain
içermek
It costs you a lot of money.
Bu size çok paraya mal olur.
Each box contains twelve water glasses.
Her kutu 12 su bardağı kapsar.
depend on
bir şeye bağlı olmak, dayanmak, güvenmek
Vodka contains 40% of alcohol.
Vodka %40 alkol içerir.
Prices depend on quality.
Fiyatlar kaliteye bağlıdır.
He doesn't depend on his father's money.
Babasının parasına güvenmiyor.
Children depend on their parents for food and clothes.
Çocuklar yiyecek ve içecek için anne babasına bağlıdır.
Children depend on their parentsfor food and clothes.
Çocuklar yiyecek ve içecek için anne babasına bağlıdır.
You can't depend on the busses' arriving on time.
Otobüslerin zamanında geleceğine güvenemezsiniz.
deserve
haketmek
I don't deserve this.
Ben bunu hak etmiyorum.
If he is quility he deserves the punishment.
Suçlu ise cezeyı hak ediyor.
We don't deserve to be treated badly.
Bize kötü muamele edilmesini haketmiyoruz.
differ
farketmek, farklı olmak
Those two brothers differ in many ways.
Şu iki kardeş birbirlerinden birçok alanda farklıdırlar.
Do you and your wife differ in taste?
Siz ve karınız zevk yönünden farklı mısınız?
equal
eşit,denk
No-one in his class equals him in maths.
Sınıfında hiç kimse matematikte onun düzeyinde değildir.
Two plus two equals four.
İki artı iki dört'e eşittir.
fit
uymak
This coat doesn't fit you, try on a larger one.
Bu palto sana uymuyor, daha genişini dene.
His education doesn't fit his position.
Eğitimi mevkisine uymuyor.
hold
tutmak
This tank holds ten tons of water.
Bu depo on ton su alır.
This suitcase doesn't hold all your clothes.
Bu bavul bütün elbiselerini almaz.
This car doesn't hold you all.
Bu araba hepinizi almaz.
She's holding his father's hand.
Babasının elini tutuyor.
He's holding his head erect.
Başını dik tutuyor.
They are holding a meeting on Wednesday.
Çarşamba günü bir miting düzenliyorlar.
The terrorists are holding two women hostage.
Terörisler iki kadını rehine tutuyorlar.
weigh
çekmek, ağırlığında olmak.
How much do you weigh?
Ne kadar geliyorsun?
I weigh 75 kg.
75 kg ağırlığındayım.
The grocer is weighing some rice now.
Bakka şimdi biraz pirinç tartıyor.
include
kapsamına almak, içermek, dahil olmak
The price of the jacket includes V.A.T.
Ceketin fiyatına KDV dahildir.
Your duties include checking the post and disturbuting it.
Senin görevlerin postayı kontrol edip dağıtmayı içeriyor.
involve
duruma veya olaya dahil etmek veya bulaştırmak
My job involves certain risks.
İşim belli riskler taşıyor.
He doesn't involve his friends in his mistakes.
Hatalarına arkadaşlarını karıştırmaz.
The strike involves many people.
Grev bir çok kişiyi etkiler.
Keep
Saklamak, Tutmak
This thick jumper keeps me warm.
Bu kalın kazak beni sıcak tutuyor.
Banks keep your money safe.
Bankalar paranı güvencede tutar.
Fridges keep food fresh.
Buzdolapları yiyecekleri taze tutar.
lack
yokluğu olmak, bulunmak
A poor man lacks money to buy his needs.
Fakir bir adamın ihtiyaçlarını almak için parası yoktur.
My soup lacks salt.
Çorbamızın tuzu yok.
look
görünmek
He looks tired and sleepy.
Yorgun ve uykulu görünüyor.
She looks beautiful.
Güzel görünüyor.
It doesn't look new.
Yeni görünmüyor.
matter
önemi olmak, sorun olmak
It doesn't matter how you pay your debt.
Borcunuzu nasıl ödeyeceğinizin önemi yok.
Does it matter if I'm late?
Geç kalırsam önemi var mı?
need
ihtiyacı olmak
He needs some help in learning English.
İngilizce öğrenmede biraz yardıma ihtiyacı var.
I need a lot of money.
Çok paraya ihtiyacım var.
owe
borcu olmak
How much do you owe him?
Ona ne kadar borcun var?
We owe our freedom to Atatürk.
Özgürlüğümüzü Atatürk'e borçluyuz.
own
sahip olmak
My father owns only one flat.
Babam sadece bir apartman dairesine sahip.
Who owns this land?
Bu arazi kime ait?
possess
sahibi olmak
We don't possess a big amount of money.
Biz çok para sahibi değiliz.
They possess property all over the world.
Dünyanın her tarafında mülkleri var.
She possesses some documents in her hand.
Elinde bazı dökümanlar var.
suit
uymak, uygun gelmek
His tie doesn't suit his shirt.
Kravatı gömleğine uymuyor.
Spicy food doesn't suit my stomach.
Baharatlı yiyecekler mideme iyi gelmiyor.
If you want to go by bus, it suits me.
Eğer otobüs ile gitmek istersen bana uyar.
consist of
................den oluşmak
The armed forces consist of Army, Navy and Air Force.
Silahlı kuvvetler kara, deniz ve hava kuvvetlerinden oluşur.
My family consists of nine people.
Benim ailem dokuz kişiden oluşur.
Water consists of oxygen and hydrogen.
Su hidrojen ve oksijenden oluşur.