Level 2
Level 1

1 - 100


100 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
thunder
gök gürültüsü, bağırmak, gürlemek (sözle), gür ses çıkarmak
suitable
münasip, uygun, yerinde, elverişli
pale
solgun, soluk, açık, uçuk, sararmış, benzi atmış, renksiz, solmak, rengi atmak
narrow
dar, sınırlı, daraltmak, ince, kısmak, daralmak, kısıtlı
existence
varoluş, varlık, ömür,hayat, yaşam, yaşam biçimi
acclaim
alkış, beğeni, alkışlamak, ilan etmek, alkışlarla karşılamak, alkışlarla ilan etmek, bağırmak, bağırarak ilan etmek, beğeni, övme, tezahürat
crawl
emeklemek, sürünmek, kaynıyor olmak, karıncalanmak, yavaş ilerleme(k) ağır gitme(k), krol yüzme(k)
morally
manevi açıdan, ahlaken, ahlakça, ahlaklı biçimde
manner
tavır, tutum, tarz, yol, davranış, biçim, görgü
extraordinarily
olağanüstü bir biçimde, olağandışı olarak, alışılmadık biçimde, özel olarak
refreshing
ferahlatıcı, serinletici, canlandırıcı, canlandıran, tazeleme
vitality
canlılık, dirilik, yaşama gücü, hayat, dayanma gücü, zindelik, güç, gereklilik
grateful
minnettar, müteşekkir, teşekkür borcu, tatminkar, değerbilir, hoş
grace
zarafet, lüfuf, incelik, nezaket, onurlandırmak, onur vermek
onto
üstüne, üzerine, -e
clutch
kavramak (elle), debriyaj, yakalama(k), pençe, atılma / To clutch is to grasp or hold on to tightly. Some people clutch the safety bar on the roller coaster for dear life; others throw their hands in the air.
gratitude
şükran, minnettarlık, şükür, iyilikbilirlik, değerbilirlik, kadirşinaslık,
hunk
iri parça, iri dilim, iri kıyım, iri yarı yakışıklı kişi
eggplant
patlıcan
garlic
sarımsak
onion
soğan, kurusoğan
convenience
kolaylık, uygunluk, elverişlilik, rahatlık, uygun zaman, müsait oluş
centaur
insan başlı at, yarı insan biçiminde yaratık
renown
ün, şöhret, şan, nam
grouch
söylenme(k), homurdanma(k), sızlanmak, yakınmak, şikayet etmek, homurdanma, dırdırcı kişi, vızıltı, mızmız
modest
alçakgönüllü, sade, mütevazi, ılımlı, gösterişsiz, yalın, iffetli
crank
krank, kol, sabitfikir, acayip kimse, krankla bağlamak/çevirmek, gevşek, laçka, güçsüz, garip fikirleri olan / To crank is to turn or rotate something using a handle or lever. The earliest automobiles required drivers to crank the engine before they could climb in and start driving.
stimuli
uyarıcı, uyandırıcı, canlandırıcı, teşvik edici, stimuli
crocodile
timsah
tutor
özel ders vermek, özel hoca, özel ders almak, öğretmen, eğitmen, kayyım
bulbous
fat, round, or bulging.
bulge
çıkıntı, tümsek, şişkinlik, şişmek, çıkıntı yapmak, pörtlemek, esnemek, kabarıklık
leak
sızıntı, sızma, kaçak, sızdırmak,sızmak, akmak, kaçırmak, su almak, sızıntı yapmak
adieu
hoşça kal, güle güe
riverbed / river bed
nehir yatağı, nehrin aktığı kanal / the ground at the bottom of a river // a channel occupied (or formerly occupied) by a river
occupy
meşgul etmek, işgal etmek (yer), tutmak, yatmak (yatakta), bulunmak (belli bir yerde), zaman almak, ele geçirmek, meydana gelmek
leaves
kitap yaprağı, yapraklar
dragoman
tercüman, çevirmen, rehber
interpret
yorumlamak, değerlendirmek, tercüme etmek, tercümanlık yapmak, canlandırmak (oynamak), açıklamak
odd
garip, tuhaf, acayip, tek sayı (1-3-5)
shed
dökmek (gözyaşı, yaprak, tüy vb), akıtmak, baraka, kulübe, sızdırmamak, geçirmemek (su), ışık tutmak, liman ambarı
nobility
soyluluk, asalet, soylular, asilzadelik, yücelik, asillik, kibarlık
lift
kaldırma, kaldırmak, yükseltme(k), teleferik, asansör, arabasına alma, yukarı kaldırma, yürütmek, çalmak, kalkmak, havalanmak
privilege
ayrıcalık, imtiyaz, dokunulmazlık, ayrıcalık tanımak, imtiyaz vermek, muaf tutmak, müsaade, hak, özel hak
petty
küçük, önemsiz, ufak, ufak tefek, cüzi, küçük düşünen, aşağılık, değersiz, olağan
exclaim
haykırmak, bağırmak, bağırıp çağırmak, feryat etmek
murmur
söylenmek, kendi kendine söylenmek, mırıltı, hırıltı, homurtu, homurdamak, mırıldamak
graph
çizim, grafik, çizelge, diyagram, çizmek, teknik resim çizmek, graf
encapsulate
içermek, kapsamak, özetlemek, içermek, sarmalamak, kısa öz biçimde açıklamak
sum
toplam, tutar, toplamak, miktar, matematik problemi, yekün, özet, sonuç, netice
trivial
önemsiz, değersiz, ıvır zıvır, ufak, ufak tefek, havadan sudan, küçük, sıradan, bayağı
officialdom
memurlar, memuriyet, memur sınıfı, hükümete seçilenler
objection
itiraz, karşı gelme, sakınca, engel, itiraz etme, itiraz nedeni, mahzur, itiraz ediyorum (mahkemede), itiraz, ret, sakınca // An objection is a way of saying "No!" to something. People offer objections to things they oppose. ''I have no objection except that it may cost more than expected.''
leap
sıçramak, sıçratmak, atlama(k), atılım, hoplamak, üzerinden atlamak
hurdle
engeli aşmak, halletmek, (koşularda) çit, üstesinden gelmek, güçlük, sorun, engelli koşu yapmak, çit çekmek, engel, parmaklık, çit
notorious
kötü tanınmış, adı çıkmış (kötü manada), dile düşmüş
strip
soymak (birşeyi), a long narrow area of land / a road with a lot of shops, restaurants etc along it / şerit, üstünü çıkarmak, kaldırmak, giysilerini çıkarmak, örtüsünü kaldırmak, syırmak ''I've decided to strip down my motorbike and rebuild it.'' // ''A strip of sand between the cliffs and the sea.'' (a long narrow area of land) // (a road with a lot of shops, restaurants etc) along it the Las Vegas strip
tramp
serseri, işsiz evsiz serseri, ağır adımlarla yürümek, kuvvetli adımlarla yürümek, serseri, sürtük, sokak serserisi, yaya gitmek, sürtmek, çiğnemek // a person with no home, job, or money who travels around and asks for money from other people
supercede
yerini almak
struggle
mücadele (etmek), çalışmak, çabalamak, uğraşmak, boğuşma(k), savaşma(k)
bang
çat diye (vurmak çarpmak yapmak etmek..)
rhyme
kafiye, uyak, uyaklı olmak, kafiye yapmak, kafiyeli söylemek
tighten
sıkmak, germek, kasmak, kasılmak, sertleşmek, ciddileşmek
trivia
önemsiz şeyler, ıvır zıvır, tırı vırı // unimportant or little-known details or information / details or information that are not important // Can you name the twenty-third vice-president? Do you know all the state birds? If so, you must be good at trivia: facts that are interesting but not necessarily important.
remark
belirtmek, görüş, yorum (yapmak), düşüncesini söylemek, farketmek, dikkat çekmek, ihtar, uyarı, düşünce
gripe
yakınma(k), sızlanma(k), karnını ağrıtmak, vızıldamak, sıkıntı vermek, sancı vermek
bound
sınır, bağlı, mecbur, zorunlu, sıçrama, fırlama, sekme // zıplamak, sıçramak, zıplaya zıplaya gitmek, bağlı, mecbur, zorunlu
backpack
sırt çantası
strap
kayış, kemer, şerit, bant, kayışla bağlamak, bantlamak, kayışla dövmek
handicraft
el sanatı, el işi, el becerisi
embroidery
nakış, oya, işleme, süs, abartı
mesh
ağ, ağ ile tutmak, birleşmek, ağla yakalamak (balık vb), tuzağa düşürmek, uyuşmak, bağdaşmak, çark dişlilerini birbirine geçirmek
enmesh
tuzağa düşürmek, ağa düşürmek // to catch or involve someone in something unpleasant or dangerous from which it is difficult to escape
entangle
dolaştırmak, bulaştırmak, başını derde sokmak
watchdog
bekçi köpeği, bekçilik etmek, bekçilik eden kimse (yolsuzluklara karşı), bekçilik etmek
evict
tahliye ettirmek, mahkeme kararıyla çıkartmak
tangle
arapsaçı, karışıklık, düğüm, dolaşıklık, dolaşık şey, dolaştırmak, karıştırmak, arapsaçına döndermek
elderly
yaşlı, ihtiyar, oldukça yaşlı, yaşını başını almış
tenant
kiracı, kiralamak, kirada oturmak, oturmak, kullanan, mutasarrıf, arazi sahibi, malik, sakin
mass
kütle, kitle, yığın, küme, yığmak, kümelemek, toplamak, külçe
wry
alaycı, yanlış, buruk, çarpık, küçümseyici, iğneleyici, esprili,
bend
bük(ül)mek, eğ(il)mek, dönemeç, viraj, esnetmek, kıvırmak, katlanmak, meyletmek, yönelmek
landlord
ev sahibi, mal sahibi, kiraya veren, mülk sahibi, arazi sahibi
landlady
evsahibesi, otelci kadın, kiraya veren kadın, pansiyoncu kadın, mal sahibi kadın, hancı kadın
defy
reddetmek (itaati), küçümsemek, karşı koymak, dayanmak, baş kaldırmak, karşı gelmek, gücünü aşmak, kışkırtmak, meydan okumak, alnını karışlamaka
fox
tilki, kurnazlık etmek, kandırmak, kazıklamak, aldatmak, keleğe getimek, tilki kürlü, kurnaz adam, kurnaz kimse / someone who is sexually attractive
henhouse
kümes
flaw
kusur, çatlatmak, sakatlamak, zarar vermek, çatlamak, yarmak, yarık, noksanlık, üretim hatası
nonetheless
yine de, herşeye rağmen, bununla beraber
shatter
bozmak, kırmak, parçalamak, paramparça etmek, tuzla buz etmek, harap etmek, yok etmek, zarar vermek, yıkmak, kırılmak
bracelet
bilezik
ankle
ayak bileği, yürümek
bankrupt
iflas, iflas etmiş, mahvolmuş, mahvetmek, batırmak, iflas ettirmek, iflas etmiş kimse, borcunu ödeyememiş kimse
syllable
hece, hecelemek, nota, seslem
hen
tavuk, dişi, dişi kuş, geveze kadın, hayatım, canım, tatlım
emphasis
vurgu, üzerinde durma, vurgulama, kuvvet, ehemmiyet, önem, şiddet, yazarken vurgu yapma
vowel
ünlü harf, sesli, sesli harf
speech
konuşma, ses, demek, nutuk, hitabe, anlatma, konuşma şekli, söz söyleme, şive, dil
garble
saptırmak, çaptırmak, değiştirmek, üzerinde oynama yapmak, tahrif, tahrif etmek, muhasebe hatası
garbage
çöp, süprüntü, boş laf, zırva, değersiz veri