Level 3 Level 5
Level 4

Algılamarla İlgili Fiiler


97 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
appear
görünür,gözükmek,ortaya çıkmak
You appear to be tired.
Yorgun görünüyorsunuz.
A light appears at the end of the tunnel.
Tünelin sonunda bir ışık görünüyor.
concern
ilgilendirmek, dokunmak, endişe vermek
Your problem doesn't concern me.
Sizin sorununuz beni ilgilendirmiyor.
Don't interfere in what doesn't concern you.
Seni ilgilendirmeyen işlere karışma.
feel
hissetmek
How do you feel today?
Bugün kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
I feel you shouldn't tell him anything.
Ona bir şey söylememeniz gerektiğini hissediyorum.
I feel very uncomfortable here.
Burada kendimi çok rahatsız hissediyorum.
I don't feel anything in my right leg.
Sağ bacağımda hiçbir şey hissetmiyorum.
find
bulmak
Everbody finds the prices very high.
Herkes fiyatları çok yüksek buluyor.
How do you find my new dress?
Yeni elbisemi nasıl buluyorsun?
hear
işitmek,duymak
Don't you hear that the telephone is ringing?
Telefonun çaldığını duymuyor musun?
I hear the baby crying.
Bebeğin ağladığını duyuyorum.
Do you hear me?
Beni duyuyor musun?
impress
etkilemek
I think his honesty impresses everybody.
Sanırım onun dürüstlüğü herkesi etkiliyor.
Her beauty impresses everybody.
Onun güzelliği herkesi etkiliyor.
mind
aldırmak
He doesn't mind what his teachers say.
Öğretmenlerinin söylediğine aldırmıyor.
I don't mind the noise?
Ben sese aldırmam/aldırmıyorum.
Don't mind me!
Bana aldırmayınız!
notice
farketmek, kulak asmak
We don't notice the rotation of the earth.
Biz dünyanın dönüşünü farketmiyoruz.
It's cold but with her fur coat she doesn't notice it.
Hava soğuk fakat kürk paltosu ile soğuğu farketmiyor.
Do you notice him coming in?
Onun içeriye geldiğinin farkında mısın?
please
hoşuna gitmek, memnun etmek, dilemek
You may take as many as you please.
Dilediğin kadar alabilirsin.
She does everything she pleases.
Hoşuna giden herşeyi yapıyor.
This doesn't please them.
Bu onları memnun etmiyor.
Does the service in the restaurant please the customers?
Lokantadaki servis müşterileri memnun ediyor mu?
recall
anımsamak
Do you recall how we lived during the war?
Savaş sırasında nasıl yaşadığımızı anımsıyor musun?
He doesn't recall his early childhood.
Erken çocukluğunu (ilk çocukluk günlerini) hatırlamıyor.
I don't recall his name.
Onun adını hatırlamıyorum.
recollect
geçmişteki birşeyi hatırlamak
He doesn't recollect his old friend's name.
Eski arkadaşının adını hatırlamıyor.
As far as I recollect she was late for work.
Hatırladığım kadarıyla o işe geç kaldı.
I don't recollect how it happened.
Onun nasıl olduğunu hatırlamıyorum.
remember
hatırlamak
Do you remember your childhood days?
Çocukluk günlerini hatırlıyor musun?
I don't remember where I put the keys.
Anahtarları nereye koyduğumu hatırlamıyorum.
She remembers your name
Senin adını hatırlıyor.
remind
hatırlatmak
Your face reminds me your grandmother.
Yüzün bana babaanneni hatırlatıyor.
This song reminds me of London.
Bu şarkı bana Londra'yı hatırlatıyor.
That reminds me I must see him today.
Bu bana bugün onu görmem gerektiğini hatırlatıyor.
resemble
benzemek, andırmak
She doesn't resemble her sister.
O, kız kardeşine benzemiyor.
It doesn't resemble anything useful.
Yaralı birşeye benzemiyor.
You resemble your father in looks.
Görünüşte sen babanı andırıyorsun.
recognize
tanımak, teşhis etmek
Do you recognize my friend who visited us ten years ago?
Bizi on yıl önce ziyaret etmiş olan arkadaşımı tanıyor musun?
I recognize him by his walking.
Onu yürüyüşünden tanıyorum.
satisfy
tatmin etmek, memnun bırakmak
Does his answer satisfy you?
Onun cevabı seni tatmin ediyor mu?
This doesn't satisfy me.
Bu beni tatmin etmiyor/etmez.
Nothing satisfies him.
Hiçbir şey onu tatmin etmez.
see
görmek, anlamak
We see that she's unhappy.
Görüyoruzki o mutsuz.
I see what you mean.
Ne demek istediğini anlıyorum.
I often see her.
Sık sık onu görüyorum.
seem
görünmek,gibi görünmek,benzemek
Most people seem unhappy for many social problems.
Çoğu insanlar sosyal problemler nedeni ile mutsuz görünüyorlar.
She seems very clever.
Çok zeki görünüyor.
He seems to be working hard.
Sıkı çalışıyor görünüyor.
They seem to be enjoying the party.
Partiden zevk alıyor görünüyorlar.
She seems to leave the room.
Odadan ayrılacak gibi görünüyor.
sound
ses çıkarmak, gibi gelmek
Your ideas sound good to me.
Fikirleriniz bana iyi geliyor.
Your voice sounds beautiful.
Sesiniz çok güzel geliyor.
It sounds exciting.
Heyecanlı gibi geliyor.
This CD sounds terrific.
Bu CD şahane gibi geliyor.
smell
kokmak, koku çıkarmak
This fish smells very bad.
Bu balık çok kötü kokuyor.
How does your new aftershave smell?
Senin yeni traş losyonun nasıl kokuyor?
The dog is smelling something.
Köpek bir şeyin kokusunu alıyor.
I'm smelling the flowers.
Çiçekleri kokluyorum.
surprise
şaşırtmak, hayrete düşürmek
Traffic accidents don't surprise us any more.
Trafik kazaları artık bizi şaşırtmıyor.
His behaviours surprise us very much.
Onun davranışları bizi çok şaşırtıyor.
taste
tadı olmak, tad vermek
This soup tastes wonderful.
Bu çorbanın şahane tadı var.
The wine tastes very good.
Şarabın tadı çok güzel.
I'm tasting the cake.
Pastanın tadına bakıyorum.
I'm just tasting the hamburger. I'm not going to eat it.
Hamburgerin sadece tadına bakıyorum. Onu yemeyecceğim.
refuse (verb)
reddetmek,geri çevirmek,direnmek
The horse refuses to jump over the fence.
At çitin üzerinden atlamayı reddediyor.
They refuse to give her a visa.
Ona vize vermeyi reddediyorlar.
She refuses to see me.
Beni görmeyi reddediyor.
object (to)
itiraz etmek, karşı koymak
Many people object to smoking.
Birçok kimse sigara içmeye karşı koyuyor.
I object to such treatment.
Bu tür tedaviye itiraz ediyorum.
I object that she's too young to get married.
İtiraz ediyorum, o evlenmek için çok genç.