Level 6 Level 8
Level 7

601 - 700


100 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
chin
çene, çene hizası, konuşmak, çene hizasına getirmek // mem: şu Çinli'nin "çene"sine bak, ne kadar da büyük..
grove
koru, ağaçlık
fine
ince, iyi, hassas, güzel, hoş, para cezası (da hoştur!), ceza
usurper
gaspçı, zorla alan kimse, tahta hileyle geçen kimse
vulture
akbaba, kerkenez
scum
yüzeydeki pislik, leke (su yüzeyinde)
neuter
kısırlaştırmak, cinsiyetsiz (adj)
disclosure
ifşa, açığa vurma, açma
urge
dürtü, zorlama(k), kışkırtmak (urgent ile benzerliğe dikkat veriniz)
cask
fıçı, varil
commitment
vaat, söz, taahhüt, bağlantı
vow
yemin, adak, ant, adamak, ant içmek
frustration
hüsran, düş kırıklığı
tense
gergin (endişeli), zaman, kip
frank
dürüst
gap
boşluk, aralık (iki cisim iki obje arasındaki boşluk: çünkü ortada olan eksik)
sepia
sepya, bir tür kahverengi renk
dove
güvercin, kumru, sevgili, iyilik simgesi, barışçı kimse, barışçı
mellow
yumuşak, tatlı, olgun, yıllanmış (mellow yiyecek, mellow şarap (içimi kolay))
luna
ay, gümüş, ay tanrıçası
depose
tahttan indirmek, görevden almak, azletmek, ifade vermek
sheaf
demet, deste, tomar
statuette
küçük heykel, heykelcik (masaya konan)
hatchet
nacak (küçük balta), balta, savaş baltası
trident
üç dişli mızrak, çatal şeklinde zıpkın, (büyük çatal düşünün)
timberland
ormanlık arazi
kidney
böbrek, ciğer, huy, tabiat
voyage
yolculuk, sefer, seyahat (etmek) (özellikle denizde seyahat) uzay gemisiyle seyahat
blaze
yangın, alev, ateş, tutuşmak, pırıltı, parlamak, parıldamak ("bahçe parıldıyor")
lodge
kulübe, loca, kızılderili çadırı, oturmak, kiracı olarak oturmak, birine oturacak bir yer sağlamak
swagger
çalım, caka, artist, havalı, kasıla kasıla yürümek veya davranmak
intercourse
ilişki, görüşme, bağlantı, cinsel ilişki
mockingbird
alaycı kuş
grape
üzüm
hen party
kadın toplantısı
rye
çavdar (rye bread: çavdar ekmeği)
pig latin
bozuk latince (bir sistem)
plain
sade, düz, yalın, açık, net
sarcastic
alaylı, iğneleyici, iğneli
hemorrhage
kanama, kan kaybetme, değerli birşeyi kaybetme
urine
idrar, sidik, çiş
timbre
ses tınısı, tını, ses rengi, sesin kalitesi (enstrümanın veya kişinin)
vomit
kusmak, çıkarmak (noun, verb)
villain
kötü (olan) karakter (hikayedeki, filmdeki)
endemic
özgü (bir yere, bir şeye özgü), yaygın, sık görülen, bitki örtüsü, yöresel hastalık
alley
geçit, dar yol, (binaların arasında ve binaların ardında) [ Mem: Ali dar geçitlerden, binaların arasından geçiyor]
riverine
ırmak kenarında yaşayan, ırmak kenarında yetişen, ırmakta yetişen (nehir de uygundur)
sewer
lağım, dikişçi
brow
kaş, alın, yamaç, kenar, yüz ile saçlar arası kısım
utility
fayda, yarar, yararlılık, kamu hizmeti (elektrik, su, gaz gibi)
piety
dindarlık, tanrıya hürmet
henceforth
bundan böyle, bundan sonra
cultivate
yetiştirmek (bitki, meyve), toprağı işlemek, toprağı sürmek, dostluğunu kazanmak
snarl
hırlamak (hayvanlarda, özellikle köpek), homurdanmak, arapsaçına çevirmek
poultry
kümes hayvanları
imperfection
kusur, eksiklik, kusurluluk
slip
kayma, kaymak, hata, sürçme, külot (sleep anlamından: slip)
hollow
içi boş olan, çukur, oyuk, boş, delikli
whelm
bastırmak, boğmak (suda), bunaltmak, yenmek
puddle
su birikintisi (rainwater etc), gölet, gölcük
strand
iplik, (ince uzun olma nüansı) kıyı (deniz, nehir vb), sahil, saç tutamı, halat büyümü, ip teli, karaya oturmak, başarısızlığa uğramak, karaya oturmak
felicity
mutluluk, saadet, uygunluk (suitable)
feast
bayram, şölen, ziyafet, yortu, ziyafet çekmek, ağırlamak (ör: The play is also a visual feast.)
disclose
ifşa etmek
suburban
banliyö, kenar mahalle(li), dar kafalı
impending
eli kulağında, olmak üzere (impending changes in government legislation)
rabies
kuduz (salgın)
heir
mirasçı (resmi olarak), varis (heiress: kadın mirasçı) ("Reagan's political heirs")
apostate
dönek, dininden dönmüş, din değiştirmiş kimse
naive
saf, toy, hayat tecrübesizliğinden dolayı herkesi iyi kalpli sanan (a naive young girl)
grandstand
tribün, sahnelemek (The game was played to a packed grandstand.)
tin
teneke, kalay (sıfat ve isim), kalaylamak, teneke kutuya koymak, konservelemek
blind-alley
çıkmaz sokak, sonu olmayan şey (False information has led the police up a series of blind alleys.)
ember
köz, kör (kömürde, odunda) (glowing embers)
jackknife
sustalı çakı (Adam had chosen a jackknife rather than a fixed blade.) (jackknife birleşik yazılır)
rapture
aşırı sevinç, kendinden geçme, mest olma
end paper
kitap sonuna eklenen sayfalar (veya başına: kapaktan hemen sonra)
breach
ihlal, gedik, uymama, kırmak (yasayı, duvarı vb)
concord
uyum
whosoever
her kim olursa, kim olursa
exalted
yüce, engin, büyük, yüksek
lozenge
baklava şekli, baklava, eşkenarlı dörtgen, pastil
visage
sima, yüz çehre
pane
pencere camı, levha, dilim
counterpart
karşılık, eş, benzer, meslektaş, akran
snoot
burun (informal), surat, yüz, küstah olarak görülen kişi
pot
kap, çömlek, saksı, demlik
vine
üzüm asması, asma, sarmaşık
prey
av, av olmak
tender
hassas, duyarlı, yumuşak, sevecen
entwine
bükmek, sarmak, dolaştırmak, kıvırmak
vinegar
sirke, suratsızlık, somurtkanlık, enerji
facilitate
kolaylaştırmak
hem
kenar, kenar kıvrımı, kenarını bastırmak, hımlamak
hemisphere
yarıküre
half wit
yarım akıl, aptal
urinary system
boşaltım sistemi, üriner sistem
half sister/brother
üvey kardeş (biyolojik olarak yalnızca bir ebeveyne bağlı olan)
commixture
karışım, karıştırma
boiled egg
haşlanmış yumurta