Level 1 Level 3
Level 2

101 - 200


100 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
discard
ıskarta, ıskartaya çıkarmak, atmak, ayırmak, ıskartaya ayırmak, gözden çıkarmak, biş köşeye atmak, seçim dışı bırakmak
bloodlust
kana susamışlık, kan dökme isteği
lust
şehvet, seks düşkünlüğü, arzu, arzulu olmak, şehvetli olmak
bloodshed
kan akıtma, katliam, kan dökme, öldürme
kinsman
erkek akraba
kin
akraba, hısım, soydaş, aile
intellectual
aydın, entelektüel, zihinsel, zeki, düşünsel, zihinsel, akıllı, münevver, zekayla ilgili, akla ait
shrill
tiz, cırtlak, tiz sesle bağırmak, acı acı bağırmak, tiz sesli, keskin, kulak tırmalayıcı
brace
destek, hazırlamak (birini birşeye) mental veya fiziksel olarak hazırlamak), desteklemek, güçlendirmek, bağlamak, bağ, çift, iki, pantolon askısı, prasya
wit
zekâ, nükte, ince zekâ, akıl, ince espri, yâni, bilmek, öğrenmek
maturity
vade, olgunluk
undergo
geçirmek (hastalık), katlanmak, çekmek, sıkıntı çekmek, başına gelmek
revere
büyük saygı göstermek, önünde saygıyla eğilmek, kutsamak, büyük saygı ve hayranlık göstermek, tapmak
appeal
başvurmak, temyiz, çekicilik, kendine çekmek, cezbetmek, yalvarma(k), rica (etmek), davayı temize götürmek
handheld
elde kullanılan, elde kullanılır, elle/elde taşınır
showerhead
duş başlığı
shower
duş, sağanak, hafif yağmur, kısa süreli yağmur, yağdırmak, dökmek, yağmuruna tutulmak
handhold
sap, kulp, tutacak, elinden tutma, el ele tutuşma
maturity date
vade tarihi, vade dolumu, ödeme tarihi
obligation
yükümlülük, zorunluluk, borç, mecburiyet, minnet, ödev, senet
witty
esprili, nükteli, zekice, hazırcevap
sermon
vaaz, vaaz veren, vaiz, söylev, öğüt
mentor
akıl hocası, danışman, akıl hocalığı yapmak, danışmanlık yapmak, danışman
dub
isim vermek, adlandırmak, dublaj yapmak, unvan vermek, düzeltmek, ad takmak
pose
poz, duruş, tavır, şaşkınlık uyandırmak, doğurmak (sorun), hayret uyandırmak, kurum, ortaya çıkarmak, yapmacık tavır, poz vermek, tavır takınmak, sormak, soru sorarak araştırmak
iconic
iconic, görüntüsel, görsel
competitor
rakip, yarışmacı, yarışçı, rekabet eden
subsidiary
tamamlayıcı, yardımcı, alt kuruluş, bağlı şey, bağlı kimse, şube, ikincil, ikinci derecede, tali, tamamlayıcı
crucial
çok önemli, kritik, zor, çetrefilli, haç
negotiation
müzakere, görüşme, anlaşmaya varma, paraya çevirme, ciro etme
mourn
yas tutmak, matem tutmak, yasını tutmak
collage
kolaj (resim)
mandatory
zorunlu
blessing
nimet, kutsama, lütuf, teşvik, iyilik, hayır dua
elegiac
ağıt, hüzünlü, melankolik, ağıtsal, karasevdalı, yanık, matemli
muse
dalmak, düşünceye dalmak, ilham perisi, müz, şiir tanrıçası
humble
mütevazi, alçakgönüllü, basit
maturate
olgunlaşmak, iltihap toplamak
defect
bozukluk, kusur, özür, arıza, kaçmak, döneklik etmek, sığınmak, iltica etmek
vegetation
bitki örtüsü, bitkiler, ot gibi yaşama, bitki yetiştirme süreci, bitkilendirme, tümör, ur
sleeve
kol, elbise kolu, kol düzeni, kol bileziği
arthritis
artrit, eklem yangısı, eklem iltihabı, mafsal iltihabı, kireçlenme
split
bölmek, ayırmak, bölünme, yarık, yıkmak, mahvetmek, çatlatmak, yarmak, yarık, ayrık, ayrılmak, bölünmek
strangle
elle boğazı sıkarak boğmak, boğazlamak, boğarak öldürmek, gelişimini engellemek, bastırmak, tutmak
deity
tanrı, ilah, tanrılık, tanrısal konum
virtue
erdem, fazilet, meziyet, iffet, namus
ecstasy
coşku, kendinden geçme, coşkunluk
ivy
sarmaşık
naphthalene
naftalin
nap
şekerleme, uyku, kısa uyku, kestirme, kestirmek, uyuklamak
such as
gibi, örneğin, mesela
lung
akciğer, ciğer
paragon
erdem örneği, kusursuzluk örneği,mükemmel olduğu kabul edilen örnek, yirmi puntoluk harf
minister
bakan, vekil, papaz, vaiz
childminder
çocuk bakıcısı
scarf
eşarp, atkı, fular, başörtüsü, şal, boyunbağı
fertility
doğurganlık, verimlilik, bereket, üreme
napkin
peçete, bebek bezi
suchlike
benzeri, böylesi, bu gibi
childbirth
çocuk doğurma, doğum
maritime
deniz, deniz kıyısında, denizle ilgili, denizcilikle ilgili, denize yakın
warfare
savaş, harp, savaş hali, savaş durumu
desert
çöl, bozkır, terketmek, ıssız yer, ıssız, çorak, ayrılmak, yüzüstü bırakmak
soothe
yatıştırmak, sakinleştirmek, daha iyi hissetmesini sağlamak, dindirmek, teskin etmek
climate
iklim, hava, bölge, çevre, şartlar
obscene
müstehcen, ayıp, açık saçık, ağıza alınmaz, edebe aykırı, yakışıksız
gesture
el/kol/baş hareketi yapmak, jest, hareket, işaret, iyi niyet gösterisi, jest yapmak
dilute
seyreltik, sulandırılmış, sulandırmak, seyreltmek, cansızlaştırmak, gücünü azaltmak (inanç gibi soyut kavramlarda da kullanılır)
intentional
kasıtlı - kasti - bile bile
tremble
titreme, ürperme, titreşme (ve fiil anlamları) // Isobel was trembling with excitement
stubborn
inatçı, aksi, dikbaşlı, dediğim dedik
overwhelm
birşeyle çevrelenmek (duygu veya problem gibi) - boğmak - alt etmek - ezmek - istila etmek - bastırmak - kaplamak - mahvetmek (manen)
rolling
yuvarlanma, yuvarlanan, belli periyotlarda rütin olarak gerçekleşen
processor
işlemci - işleyici - tamamlayıcı
pertinacious
azimli, inatçı, sebatlı
completion
tamamlama - bitirme - bitme - bitiş (complete sözcüğünden geliyor)
volume
hacim - cilt - yığın - yoğunluk - ses kuvveti - ses yükseltme
yarn
iplik, masal, hikaye, masal anlatmak, hikaye anlatmak
refract
Kırıp yansıtmak, kırmak
reformatory
ıslahevi, iyileştirici, düzeltici, reform
squeeze
sıkmak, elle sıkmak, sıkıştırmak, elle veya parmaklarla baskı yapmak
lament
ağıt, yas, ağıt yakmak, acı çekmek
burden
yük, sorumluluk, yük taşıma, zorunluluk, yüklemek, sırtına yüklemek
refracting angle
kırılma açısı
ordinary
sıradan, alışılmış, olağan (şey)
attendance
katılım, devam, katılma, bakım, eşlik
ease
kolaylaştırmak, kolaylık, dindirmek (easy sözcüğünden geliyor)
joint
eklem, mafsal, ortak, müşteref, birlikte, ortaklaşa
prostitute
fahişe, fahişelik yaptırmak, fahişeliğe itmek
wipe
silmek (bir yüzeyi), kurulamak, temizlemek, vuruş, tokat, alay, dalga geçme
provision
hüküm, karşılık, sağlamak, koşul, hazırlık, önlem, kanun hükmü, yargı, yedek akçe, yedek yiyecek
offspring
yavru, evlat, döl, çoluk çocuk, füru
syrup
şurup, koyu şerbet
tribesman
kabile üyesi, kabilede yaşayan kimse
inflammation
iltihap, yangı, alevlenme, tutuşturma, kızma, coşma
prevail
galip gelmek, üstün gelmek (sayıca, kuvvetçe vb) yenmek, hüküm sürmek, yürürlükte olmak, etkili olmak, yaygın olmak, baskın gelmek, yerine geçmek
yield
verim, getiri, ürün, gelir, fayda, vermek, sağlamak, ürün vermek, eğilmek, karşı koyamamak, açığa vurmak
tobacco
tütün
authorize
yetki vermek, ruhsat vermek, izin vermek, onaylamak
stroll
dolaşmak, gezinmek, ağır ağır gezinmek