Level 10 Level 12
Level 11

1001 - 1100


100 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
copious
bol, bereketli, verimli (copy nüansı)
feces
dışkı, kaka
submerge
batmak (suda, su yüzeyinin altına kadar) / to sink below the surface; go under or as if under water.
bumpy
inişli çıkışlı (yol vb), engebeli
hyphen
tire
quibble
kelime oyunu, kaçamaklı cevap, baştan savma cevap (ve fiil), olayın önemsiz kısmını tartışma
sill
eşik, kapı eşiği, pencere kenarı, pervaz, taban (kapı ve pencereler için kullanılır)
denim
kot, kaba pamuklu kumaş
departure
kalkış, gidiş, ayrılış (bir yolculuğa başlanacağı için kalkış nüansı) (I saw Simon shortly before his departure for Russia.)
adultery
zina, evli kişinin zina etmesi
falsehood
yalan, yalancılık, sahtelik, temele dayanmama (Saunders is deliberately telling a falsehood.)
rife
yaygın, hüküm süren, çok bulunan, genel, dolu, salgın (Violent crime is rife in our inner cities.)
substitute
vekil, yedek oyuncu, yerine geçmek, yerine kullanmak (substitute goalkeeper) (The coach has to find a substitute for Tim.)
bonfire
şenlik ateşi
angular
açısal, köşeli, ince, zayıf (kemik yapısı), çöp gibi, sevimsiz, kemikleri sayılan
curtain
perde, perdelemek (birşeyle arasını kapatarak) ("a curtained window") // ayrıca: any barrier to communication or vision / ex: “a curtain of secrecy” “a curtain of trees”
fairy
peri, peri gibi, perilere ail / homoseksüel erkek, eşcinsel erkek (an offensive word for a homosexual man)
buck
yetişkin erkek geyik/antilop / yetişkin erkek hayvanlar için kullanılır / dolar (american slang)
yard
avlu, binanın önünde veya arkasında küçük alan, kısmen kapalı da olabilir, yarda (uzunluk ölçüsü: 0.914 m)
loyal
sadık, vefalı
relieve
rahatlatmak, hafifletmek, dindirmek, kurtarmak (hastalıktan), içini rahatlatmak // release (someone) from duty by taking their place: another signalman relieved him at 5:30
hearten
sevindirmek, yüreklendirmek, cesaretlendirmek / to make someone feel happier and more hopeful / give encouragement to
fella
adam, sevgili / (a boy, a man, a boyfriend) (fella)
counselor
danışman, avukat (mahkemede) / (someone who gives advice about problems)
trunk
gövde, bagaj (arabanın arkası), anahat / The noun trunk refers to the main stem of a tree.
pierce
delmek, işlemek, delik açmak, delip geçmek, nüfuz etmek, içinden geçmek / to make a small hole in or through something, using an object with a sharp point
splinter
kıymık (batıp acıtan), yarmak, parçalamak / a small thin sharp bit or wood or glass or metal / a small, thin, sharp piece of wood, glass, or similar material broken off from a larger piece: "a splinter of ice"
ricochet
sekme, sekmek, sekerek gitmek (a bullet ricocheted off a nearby wall)
scion
evlat ("son" ile benzer)
brood
bir kuluçkada doğmuş yavrular (bir kerede doğmuş), civcivler, aile, derin derin düşünmek (mutsuz edici bir konuda), kuluçkaya yatmak
hatch
yumurta kabuğundan çıkmak (doğmak), kapak (noun) // "kapağı" kırarak "doğma" nüansına dikkat ediniz. // servis penceresi, bölme
incubate
doğurmak , yumurtlamak (Sayıyı "kendisiyle çarpmak" nüansı) / Bir sayıyı kendisiyle çarparsak çok büyük bir sayı ortaya çıkar: fazlaca yavru doğma nüansı (çünkü bu doğumlarda da birçok yavru meydana gelir)
ranch
hayvan çiftliği, çiftlik, çiftlik işletmek, çiftlikte yaşamak // "cattle ranching"
intimate
samimi, yakın, özel, kişisel, yakın arkadaş (noun), sırdaş, açıklamak // Minna, she and I are not intimate.
seduce
ayartmak (sex için vb), baştan çıkartmak, tahrik etmek, kanına girmek
butter
tereyağı, yağcılık, dalkavukluk, tereyağı sürmek
stuffed
doldurulmuş, tıkabasa doldurulmuş, ağzına kadar doldurulmuş, tıkabasa doymuş (daha fazla yiyemez) // "The cake looks great, but I'm stuffed." // "an old teapot stuffed full of cash"
powder
toz, pudra, barut, pudralamak, toz haline getirmek, toz serpmek // she powdered her face and put on a dab of perfume
baking powder
kabartma tozu
hid
saklamak (hide), gizlemek / he hid the money in the house
plug
fiş, tıpa, tıkaç, tıkamak, doldurmak (bir oyuğu veya boşluğu) // somewhere in the pipes there is a plug of ice blocking the flow
plot
plan (illegal), entrika kumpas, tema (filmlerde, kitaplarda) // Jeffrey's family and supporters suspected it to be a plot hatched by Captain Lake and his friends.
dive
suya balıklama dalmak (önce kafa ve kollar suyla buluşacak şekilde)
aboard
gemide, gemiye, uçakta, uçağa, trene (kısaca: bir araca..) // the plane crashed, killing all 158 people aboard (içindeki 158 insanı..) // It is unknown how many people were aboard the aircraft.
sweep
süpürme, süpürmek, tarama, tarayıcı, arama tarama yapma (polislerde) // a grandiose sweep of his hand (a long, swift, curving movement.)
parole
şartlı tahliye, bir daha kötülük yapmayacağı düşünülerek serbest bırakma, şeref sözü // permission for someone to leave prison, on the condition that they promise to behave well
ditch
suyolu, daracık su yolu, ark, hendek kazmak (doğal bir yapıdır, beton vb yoktur) / suyolu açmak, terketmek, kurtulmak, sepetlemek
bulldog
buldok, cesur, yiğit, bir tür köpek, büyük çaplı tabanca
rubber
kauçuk, lastik (adj ve noun), silgi, zımpara, prezervatif
compound
bileşik (kimyasal), bileşim, alaşım, karıştırma, karıştırılma, birleştirmek, uzlaştırmak, ağıl, mandıra // "the air smelled like a compound of diesel and gasoline fumes" // binalardan oluşan, duvarlarla çevrili bölge/alan
inhale
solumak, içine çekmek (havayı, gazı, dumanı) // Freebase is a compound that can be inhaled or smoked. // "hibernate" ile benzer..
dorm
koğuş, yatakhane, yurt // Yeah, I know him, he lived in my dorm.
dine
akşam yemeği yemek // we dined at a restaurant
sob
hıçkırık, hıçkırıklara boğulma, hıçkıra hıçkıra ağlama (ve fiil anlamları) // "The sound of her sobbing kept them awake all night."
pat
pat sesi, sıvazlama, sıvazlamak
bubble
yuvarlak kabarcık, baloncuk, hava kabarcığı, hayal, hayali şey, kabarcıklar yapmak, köpürmek, fokurdamak, göz boyayıcı ve değersiz şey // Her wet-sleeved urchin takes advantage of the soapy water to blow bubbles .
undercover
gizli, örtülü, el altından // an undercover police operation
spoil
ganimet (çalınan veya ele geçirilen), yağma, çalıntı mal, çürümek (meyve vb), bozmak, şımartmak, kaçırmak, tadını kaçırmak // I wouldn't want to spoil your fun
deputy
vekil, milletvekili, şerif yardımcısı, vekil (sıfat)
earl
kont, saygın kimse
drag
sürüklemek, çekmek, sürümek, sürünmek, yorucu (şey, kimse): "working nine to five can be a drag" (a boring or tiresome person or thing.)
stunt
büyümesine engel olmak (stun ile benzer), bodur bırakmak, hüner numara, marifet
necklace
kolye, gerdanlık
chapel
küçük kilise, mabet / A chapel is a place of worship. It's usually smaller than a church, and it has its own altar.
teddy
oyuncak pofuduk ayı // e’s a teddy bear - unless somebody is trying to mess with Sefo,” his father said.
missy
küçük hanım / “Don't tell lies, missy,” he said sternly. (used as an affectionate or disparaging form of address to a young girl)
devote
adamak, tahsis etmek, ayırmak // he was a devoted husband (sadık) // there is a museum devoted to her work (tahsis edilmiş)
pop
patlama sesi, ateş etme / at first there were just a few pops, perhaps from pistols
vanquish
yenmek, hakkından gelmek, tamamen yenmek, üstün gelmek
patrol
devriye, devriye gezme, keşif kolu, devriye gezmek
core
çekirdek, iç, göbek, öz, göbeğini almak, içini çıkarmak, bir şeyin en önemli parçası
bachelor
bekâr erkek, fakülte mezunu
supposed * * *
varsayılan, sözde, zannedilen // "people admire their supposed industriousness (sözde)" // generally assumed or believed to be the case, but not necessarily so. //// If you are supposed to do something, it means that you'd better get to it.
loft
çatı katı, tavanarası, güvercinlik, topu yükseğe atmak // he lofted the ball over the infield (kick, hit, or throw (a ball or missile) high up.) // lift ile benzer kelime
integrity
bütünlük, dürüstlük, doğruluk, sağlamlık, tek parça olma / he is known to be a man of integrity
log
tomruk, ağaç kütüğü, seyir defteri(ne not almak) / the incident has to be logged (an official record of events, especially on a journey in a ship or plane)
ginger
zencefil, kızıl saçlı, kızılımsı sarı renk, enerjik, dürtmek
pan
tava, sert eleştiri (yapmak)
publicity
tanıtım, reklam, propaganda, açıklık
cue
işaret (noun), isteka, başlama işareti, bilardo sopası, işaret vermek, sufle etmek // curious pedestrians are cued by the arrival of stretch limousines (give a cue to or for.) // ‘I missed a few easy balls today but I am cueing brilliantly,’ he said. (use a cue to strike a ball in pool, billiards, snooker, etc..)
vicious
zalimce, ahlaksızca
hood
başlık, kukuleta, kapüşon, kukuleta giydirmek, örtmek, üstünü kapamak
wedding gown
gelinlik
pony
midilli, küçük at, 25 pound, 25 dolarlık fiş, az miktarda içki (kadehte)
lawsuit
dava (mahkemeye götürülen) / "his lawyer filed a lawsuit against Los Angeles city"
grounded
çakılıp kalmış (yere: uçaklar için de kullanılır), aklı başında // "the kids have money and a rock-star dad, but they seem grounded (aklı başında)" (zeminde olma: uçarı olmama nüansından: aklı başında olma)
retrofit
eski parçalarını yenileriyle değiştirmek (yani yenilemek) (örneğin külüstür bir arabayı yepyeni hale getirmek) / (retro-fit)
steam
buhar, istim, buğu, enerji, güç, öfke, buhar çıkarmak, buğulamak
duh
(alaycı bir şekilde) yapma ya! / (alaycı bir şekilde) hadi canım! / Hay ben senin!
pole
kutup, direk, sırık, uç, karşıt uç, zıt karakterli kimse // bayrak direği, çadır direği, olta
distract
dikkatini dağıtmak, delirtmek, şaşırtmak, aklını vermesini önlemek // I was distracted by the sound of a car alarm in the street.
muffin
kek, çörek (genelde üzerinde meyve parçacıkları olur, üzüm gibi) // blueberry muffins
robin
narbülbülü, kızılgerdan (çok hoş minicik turuncu bir kuştur)
altar
altar, sunak, mihrap, bir canlının tanrıya kurban edildiği sunak
porch
sundurma, veranda, taraça (binanın kapısı üzerindeki çıkıntılı kısım)
med
ilaç / he'd forgotten to take his meds
dizzy
şaşkın, sersemlemiş, dengesini kaybetmiş (örneğin gökdelenin en tepesindeyken) hastalandığı için düzgünce ayakta duramayan // The thin mountain air made Trautmann feel dizzy.
chili
çok acı kırmızı biber, kırmızı biber, afrika biberi
hooker
fahişe, balıkçı gemisi
kraft
ambalaj kağıdı (kahverengi sade ve tek renkli) / sülfat hamurundan yapılan ambalaj kağıdı