Level 5 Level 7
Level 6

MADDE ---


33 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
rutubet
Nem "Karanlıkta duyduğumuz çam kokularına artık yakınlaştığımız denizin rutubeti karışıyordu." - H. S. Tanrıöver
oligarşi
Oligarşi, küçük ve ayrıcalıklı bir grubun iktidarda olduğu yönetim şeklidir. Genellikle bu grubun bencilce ve görevlerini kötüye kullanarak gerçekleştirdiği, despotça bir yönetim şeklidir. Oligarşinin üyesi ya da destekçisi olan kişi ya da grupları tanımlamak için "oligark" terimi kullanılır.
iftihar
Övünme, kıvanma, kıvanç, övünç "Bu kararı size tebliğ ederken çok derin bir inşirah ve iftihar duyduğumu ehemmiyetle kaydetmek isterim." - H. S. Tanrıöver
vesselam
"İşte o kadar, son söz şudur" anlamlarında kullanılan bir söz "İşsizlik kötü şey vesselam!" - O. V. Kanık 2. "Kısacası" anlamında kullanılan bir söz
öküz
erkek sığır / Çift sürmekte, kağnı çekmekte kullanılan, etinden yararlanılan, iğdiş edilmiş erkek sığır
boğa
Damızlık erkek sığır
damızlık
Yalnız dölü alınmak için yetiştirilen yüksek nitelikli (hayvan) / 2. Maya "Yoğurt damızlığı. Peynir damızlığı."
milat
Hz. İsa'nın doğduğu gün 2. Herhangi bir olayın başlangıcı "Bütün uzay araştırmacıları için yepyeni bir milattı bugün." - M. Mungan
bezirgân
Tüccar 2. Alışverişte çok kâr amacı güden kimse "O hiç oralı olmaz ve bütün bezirgânlar gibi hâlinden yakınır." - S. Birsel 3. Yahudi 4. Mesleğini sadece kazanç için kullanan kimse
arzuhâl gibi (veya kadar)
çok uzun (mektup)
arzuhâlci
Para karşılığında dilekçe, mektup vb. yazan kimse
uyruk
Bir devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olma durumu, tebaa
zıpkın
Büyük balıkları vurup çekmeye yarayan ucu çengelli mızrak
mevzi
Yer, mahal 2. Bir askerî birliğin yeri veya bu birlik tarafından ele geçirilen bölge "Ne olursa olsun, bizim vazifemiz cephaneyi topçu mevzilerine yetiştirmektir." - A. Gündüz
azılı
Gözü bir şeyden yılmayan, azgın "Kahveci hem kulampara hem de azılı bir katil olarak şöhretli biri olduğundan bu mekâna ayak basan pek olmuyordu." - Y. Atılgan 2. Çok şiddetli, korkunç "En azılı küfürler kalın bir argo kabuğu içinde saklı." - B. R. Eyuboğlu
zıvana
İki ucu açık küçük boru 2. Bir kilit dilinin yerleşmesi için açılmış delik 3. Pipo veya sigara ağızlığının sap bölümü (zıvanadan çıkmak: çok sinirlenmek, öfkelenmek)
konsolos
Yabancı ülkelerde, orada bulunan yurttaşlarının haklarını koruyan, bağlı bulunduğu hükûmete siyasal ve ticari bilgileri veren dış işleri görevlisi, şehbender "Konsolosların her biri bağımsız bir vali gibi davranırdı." - N. Cumalı
martaval
Yalan, uydurma söz, palavra "Dünkü yazdıklarının bütün martaval olduğunu bugün itiraf etmez misin?" - H. R. Gürpınar
teklifsiz
Samimi, içli dışlı, sıkı fıkı "Bunlardan başka bazı teklifsiz aile dostları da var." - R. N. Güntekin 2. Samimi, içli dışlı, sıkı fıkı bir biçimde
hol
Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer, sofa
taşra
Bir ülkenin başkenti veya en önemli şehirleri dışındaki yerlerin hepsi, dışarlık "Taşrada öğretmenlik ede ede saçı başı ağarmış, tatlı sözlü bir adamdı." - Halikarnas Balıkçısı
nadas
Tarlayı sürüp herhangi bir şey ekmeden dinlenmeye bırakma "Uçsuz bucaksız uzayan kır / Kimi yerde nadas, kimi anız" - A. K. Tecer
ince hastalık
Verem
haset
Kıskançlık, çekememezlik, "Gözlerinde bir fena haset kıvılcımı, bir bayağılık yakalıyordu." - R. N. Güntekin
zatışahane
mükemmel(e yakın) bir karaktere sahip olan insanları belirtmek için kullanılan bir söz öbeği.
mazur
Mazereti olan, mazeretli
emperyalizm
Bir milletin sömürü temeline dayanarak başka bir milleti siyasi ve ekonomik egemenliği altına alıp yayılması veya yayılmayı istemesi, yayılmacılık, yayılımcılık, emperyalistlik "İslav emperyalizminin vahşet ve dehşetini tecrübe etmiş olarak yakından tanıyordu." - S. Ayverdi
nezdinde
Yanında, huzurunda, gözetiminde
ayyuka çıkmak
çok yayılmak (dedikodu), duymayan kalmamak.
amiyane
sıradan, bayağı // Kibarca olmayan, bayağı
peşkeş çekmek
başkasının malını birine bağışlamak // verilmemesi gereken bir şeyi uygunsuz bir amaçla veya yersiz olarak birine vermek (peşkeş: Hediye, armağan / Yaranmak amacıyla uygunsuz olarak verilen şey)
basiret
Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş, seziş, anlayış, kavrayış, sağgörü, vizyon "Kanal'ı müdafaa edenler, yüz millik cephe üzerinde çok basiretle vazife görmeye mecbur idiler." - F. R. Atay
yadsımak
Söylediği sözü veya tanık olduğu bir şeyi yapmadığını, bilmediğini söylemek, yaptığını saklamak, inkâr etmek / İlgili, bağlı bulunduğu bir şeye yabancı kalmak